Boşluk… boşluk… boşluk…hoşlanmadığımız oluyor boşluktan. Boşluk oldu mu sürekli gelen bir rahatsızlık hissi, adı sanı belli olmayan. Sonraki adım hemen dolsun diye türlü türlü çabalar. Boşluk oldu mu gelen bir rahatsızlık hissi, adı sanı belli olmayan. Boşluk ne? Boşluk belirsizlik. Bir sonraki anı bilmiyor oluşun, görece kontrolün olmayışının, olabileceklere ve yaşanabileceklere dair tüm olasıların yer aldığı dopdolu boşluk. Öyle de olabilir, böyle de. Öyle de yapabilirim, böyle de. Öyle de hissedebilirim, böyle de.

Boşluk…Boşluk…Boşluk…

Ben hep, asla, hiçbir zaman ya da her zaman ve daha niceleri ile başlayan; kendimize, diğerlerine koyduğumuz zorunluluklarla devam edebilen tutarlılıkla ilişkili tanımlamalarımızın dışına çıkabilmeyi seçebileceğimiz zengin ve çeşitli olasılıkların hatırlatıcısı olarak algıladığımızda korkutucu, kaygılandırıcı.  Çünkü insan doğası ne kadar değişkense bir o kadar tutarlık, sabitlenme peşinde. Doğamız bu… Güvende hissetmek için tutarlı tekrarlara, büyümek ve gelişmek için güvende hissetmeye ihtiyacımız var. Boşluk bu yaa sonuçta binlerce olasılıkla dolu olan o alandan neyin fırlayıp geleceği hiç belli olmaz. Tekrarı bozacak, ezberi dağıtacak belli belirsiz bir his, güçlü/kuvvetli bir duygu, çok geçmişte kaldığına ve unuttuğuma inandığım bir anı, uzak görünen gelecekten çok net duyulur bir ses çıkar mı? çıkar. İşte o zaman olanlar olur. Baş edemem, bilemem. Doldur gitsin o zaman. Sorun yok. Bir de gidenlerin bitenlerin ardında bıraktıkları boşluklar var ki o mesele çok daha karmaşık ve karışık. Orası öylece dolmuyor da…

Kategori
Etiketler
No Tag

Hiç yorum yok

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir